Atsız’ı İfade Etmek

Türk milliyetçilerinin çağı yakalamakta zorluk çektiğini düşünen ve bu fikrin esasen her çağa uygun olduğuna inanan bizlerin dünyada artan milliyetçilik rüzgarını doğru yönlendirmek amacıyla fikir ve görüşlerinden istifade etmesi gereken belki de en önemli isim 20. yüzyıl Türk Milliyetçiliği fikrinin bayrak ismi Hüseyin Nihal Atsız Beyefendi’dir. İfade Fikir Platformu’nu kurarken amaçlarımızdan biri çağın gerisinde kalınan konularda Türk milliyetçilerinin fikir beyan edebilmesi, bahsi edilen fikirlerin ise emsalleri arasından en üst seviyeye yerleşebilmesidir. Bu amaç doğrultusunda ilerlerken geçmişten ders alınarak çağı yakalamak yöntemini izlemek makul olacaktır. Geçmişten ders alma noktasında amaçlarımıza birebir önderlik eden Atsız’dan başlamanın isabetli olacağı kanaatindeyim.

 

Hüseyin Nihal Atsız 70 yıllık ömründe yaptıklarıyla sadece bayrak bir isim olmamış aynı zamanda ondan sonraki nesillere önderlik edici bir nitelik kazanmıştır. Atsız’ı genel manasıyla ifade edecek olursak ondan “Türkçü, Turancı, Öğretmen, Şair, Yazar” olarak bahsedebiliriz. Biraz daha derin bakacak olursak Atsız’ı fikir adamı, mücadele insanı, bilim adamı ve sanatçı olarak ifade edebiliriz.

 

Bilim adamı olarak Atsız tarihçi, dil bilimci, edebiyatçı ve bibliyograftır. Tarih alanında hepsi birbirinden kıymetli ve halen belli konularda araştırma yapacak bilim insanlarının başvurduğu yayınları ele almıştır. Tarih alanındaki uzmanlığından söz ederken Zeki Velidi Togan’dan aldığı dersleri de göz ardı etmemek gerekir. Şüphesiz büyük bir tarihçi olmasının arkasında Türk Ocağı’nda dinleme şansına eriştiği Akçuraoğlu Yusuf, Hamdullah Suphi gibi isimlerin yanısıra Rıza Nur’un Türk Tarihi’ni, Ziya Gökalp’in Türk Medeniyeti Tarihi’ni, Süleyman Paşa’nın Târih-i Âlem’ini, Hammer’ın Osmanlı Tarihi’ni, Barthold’un Orta Asya Türk Tarihi’ni okumasının büyük etkisi olmuştur. Bütün bu okumaların doğal bir sonucu olarak Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, 900. Yıl Dönümü, Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir, Istanbul Kütüphanelerinde Tanınmamış Osmanlı Tarihleri, Türk Tarihinde Meseleler gibi birbirinden kıymetli eserlerin altına imzasını atmıştır. Bir dil bilimci olarak Kök Türk ve Uygur Metinlerinin Aktarmaları, Osmanlı Dönemi Metin Yayınları Atsız’ın değerli eserlerindendir. Edebiyatçı kişiliğine ayrı bir parantez açmak gerekirse Türk Edebiyatı Tarihi adlı eseri yazının devamında bahsedeceğim güçlü bir şair olmasının adeta göstergesidir.

 

Bir sanat adamı olarak Atsız, Yolların Sonu başlıklı kitabıyla Türk Milliyetçilerinin manevi dergahında yerini almış ve bir başucu kitabı haline gelmiştir.

“Ve….

Kahramanlar can verir

Yurdu yaşatmak için…” dizeleriyle bam teline dokunmuş,

“Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,

Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.

Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!

Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!” dizeleriyle aşkın en duru halini betimlemiş,

“Ülkü uğrunda gönüller delidir,

Kişiler ülkü uğrunda ölmelidir.” dizeleriyle de ülkünün kudretini hafızalara kazımıştır.

 

Atsız, güçlü şairliğinin yanı sıra çok iyi bir romancıdır. Bozkurtlar serisi, Deli Kurt, Dalkavuklar Gecesi, Ruh Adam ve diğerleri Türk Milliyetçilerinin ruh çeşmesidir, içmeye doyum olmaz. Urungu’nun ölüm uçurumuna at sürüşünde, Selim Pusat’ın mistikliğinde, Murad’ın Gökçen’e olan aşkında hep kendimizi buluruz, şevkle dolarız.

 

Atsız bütün bunlara ilaveten çıkardığı Atsız Mecmua’yla, Orhun’la, Orkun’la, Ötüken’le Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi’ne ve Türk Yayıncılığı’na büyük hizmetlerde bulunmuştur.

 

Özetle Atsız 70 yıllık ömründe çağa adını yazdırmanın ötesinde sonraki çağlara fersah fersah taşınmış, Türk Milliyetçilerine yol haritasını çoktan göstermiştir.

 

Türk Milliyetçiliği’nin yaşayan aydınlarından A. Bican Ercilasun hocamızın kaleme aldığı Atsız-Türkçülüğün Mistik Önderi kitabında bakın Atsız’ı nasıl özetliyor:

“İnsanlık tarihinin 1905-1975 yılları arasında Nihâl Atsız adlı bir er yaşadı. Bu dünyanın acılarını da sevinçlerini de tattı. Okullara gitti, okudu. Eski yeni on binlerce kitap okudu. Dergiler çıkardı ve binlerce yazı yazdı. Arkadaşlıklar kurdu. Kimisini çok sevdi, kimisinden soğudu. Sevinip kahkahalar attı; öfkelenip söylendi. Evlendi, çoluk çocuk sahibi oldu. Bazen nezarethanelerde, bazen zindanlarda uyudu. İstanbul’un sokaklarında, caddelerinde yıllarca yürüdü. Elinde çantası, dimdik yürüdü. Yalnız Türklüğü, sadece Türklüğü düşündü. Acılarıyla, sevinçleriyle, yalanlarıyla, doğrularıyla bu dünyanın nice gününü, nice yüzünü gördü. O, gövdesiyle bu dünyada yaşarken de adeta bir ruhtu. Sonra ataları gibi o da uçup gitti. Ruhlar uçucudur. Belki kısa bir süre bize görünürler, sonra yaşamak istedikleri yerlerde ebedi hayatlarına devam ederler.

Çok ilerde bir gün her şey yok olacak. Fakat şu beş on milyar yıllık gezegende insanlık tarihi bir nokta gibi görünse de Türk’ün tarihi parlak bir yıldız gibi ışıldayıp duracak. Ve Atsız’ın ruhu, belki de bu ışıltının içinden evrene bakıp gülümseyecek.”

 

Bendeniz, Atsız’ın vefat yıl dönümünde ruhuna ithafen bir şeyler kaleme almak istedim. Bundan ziyade gerilen zorlu bir yaydan çıkan oku hedefine ulaştırmak istedim. Kısacası Atsız’ı “İfade” etmek istedim. Çıktığımız bu yolda Atsız’a yaraşır olmanın hayalini yaşarken;

“Vaktiyle bir Atsız varmış… Var olsun !”

 

(1): Ahmet Bican Ercilasun, “Atsız, Türkçülüğün Mistik Önderi”, Ankara 2018, Panama Yayıncılık, s. 281

(2): Ahmet Bican Ercilasun, “Atsız, Türkçülüğün Mistik Önderi”, Ankara 2018, Panama Yayıncılık, s. 705

Leave a Reply